30 Nisan 2008 Çarşamba

turuncu

durduk yere
gece gece
beş portakal yedim.
neyse ki afrodizyak etkisi yok,
hormonları tetikleyici bir işlevi yok.
yok değil mi?
öyle değil mi?
aksitaktirde var ya ...

00:54 - 01:03

29 Nisan 2008 Salı

müzik

27 Nisan 2008 Pazar

kelimecilik

Sırrından zırnık koklatmamak tedbirlilik düşüncesinden.
Sırrın peş peşe sıralanması paylaşımcılık düşüncesinden.
Tedbirlik düşüncesi içersinde olan akla,
paylaşım düşüncesinden;
paylaşım düşüncesi içersinde olan akla,
tedbirlik düşüncesinden yoksun
diyemeyiz bence

çünkü bu durum kişinin içsel dünyasından
kaynaklanmaktadır.
Bir de;
her sırcı ve sırdaş
kendi sırrından asılır.
Sorumluluk ikileşimdendir yani.
Buraya kadar olan zırvalamaların
tartışmaya açık olduğu gayet açıktır.
Hem fikirim.
Ama su götürmez bir gerçek var;
sır sıralandıkça sıradanlaşır.


*sır

26 Nisan 2008 Cumartesi

müzayedem

Canımı sokakta buldum ben
almak isteyen!

sıkışan kelimelerimiz

Meğer
bir
merhaba
kadar
uzakmışız
artık
biz,bir
cenin
yakınlığında.

bu kızlardan korkulur.

o malüm dondurma reklamındaki kız ne fettan çıktı öyle.

19 Nisan 2008 Cumartesi

20041988

Nasıl demiştin sen;
“adımla nasil berabersem öylece beraberiz”

bu da benden;
hücresel organizmamda
hep durmasını istediğim
onursal doğum lekem olmanı
rica ediyorum senden

...

kelimecilik

İnsancık diyeceğim bu insanlara
ama sevimlilik katacağından korkuyorum kendilerine.
bu yüzden susuyorum, ve
dörtbindokuzyüzdoksaniki saat oldu
nefret edişimin süresi
insanlıklarının insanından
insanların insanlıklarından.

Dipnot:
Bu insanlık içimdeki hümanistliği doğurdu. Tek başına eksik
Bu insanlık içimdeki hümanistliği büyüttü. Tek başına eksik
Bu insanlık içimdeki hümanistliği öldürdü. Tek başına eksik
Bu insanlık içimdeki hümanistliği doğurmuş, büyütmüş ve öldürmüştür. Tamı bulduk şimdi.


*insan ve insanlık

15 Nisan 2008 Salı

Tespit gözlem

Sebeplerinden dolayı beklenir
ay başları kadın tarafından;
regl ve
kart puan.

düşman başına

gribal enfeksiyon
gribal enjeksiyon
gribal ereksiyon

erkeklerin kabusu olsa gerek
bu üçleme.

bir portmantonun umarsanmayışlığı

kışın sınıftaki dolup taşan portmantoyu bahara doğru bomboş olduğunu görünce üzülüyorum. Artık kimse umursamıyor, herkes yokmuş gibi davranıyor portmantoya. Sıcaklığın derecesiyle umursamadan geçişler doğru orantılı. Bir an dalıyorum, portmantonun dolu olduğunu, o şaşalı günlerini görüyorum. Kendimle sevinç yumağı olmuşken tam, hocanın sesiyle kendine gelen ben, portmantonun boş olduğunu görünce daha da bi hüzünleniyorum. Konsantre monsantre kalmıyor. Bakmamaya çalışıyorum oraya, gözlerimi kaçırıyorum. Her çabam sonuçsuz ve yine gözlerimle boş boş bakıyorum boş portmantoya. Bundan sonra ufak tefek de olsa yanımda bi kaç pırtı götüreceğim, asacağım çengelli parçasına. Hatta unutacağım pılımı orda bilerek, tekrar döneceğim - tekrar görüşeceğim onla.

2 Nisan 2008 Çarşamba

kelimecilik

Adamın her gün gidip geldiği hatta
sarı paltolu bir hatun.
Hatta afet denilecek güzellikte bir hatun.
Çapkın bir adam bu adam.

Geçiyor zaman.
Yakınlaşıyor hatunla adam.
- metresel anlamda-
kulak verilen “neden tanışmıyoruz” iç sesi.
Bu hatta hataya hızla gidilen bir süreç.
Hızlı gelişen olaylar,
çıplaklığa uzanma süresi kısa.
Sabaha karşı horoz sesi
Türk filmlerindeki gibi.

Adamın her gün görüştüğü hatta
bir hatun.
Hatta aldatılmış bir hatun.
Affedilmeyi bekleyen bir adam.
Hatayı yalvarmacılıkla yontan bir adam
bu adam.

Aldatma süresi kısa, kısacık hatta.
Affetme süresi belirsiz.
Katran dışı.
Kapsam dışı.
Meşgul sesi…



*Hata ve affetmek

uğraş

yeni bi işe kalkıştık
...